AVM inşaatında yangın: 11 işçi öldü

 

AVM inşaatında yangın: 11 işçi öldü

İstanbul Esenyurt’ta bir alışveriş merkezi inşaatının şantiyesinde işçilerin yatakhane olarak kullandığı çadırlarda çıkan yangında 11 işçi hayatını kaybetti.

Esenyurt’a bağlı Güzelyurt mahallesindeki 6’ncı Cadde üzerinde bulunan bir AVM inşaatının şantiyesinde dün 21.00 sıralarında işçilerin kaldığı çadırlarda yangın çıktı. Elektrik sobası ile ısınan ve 15 kişilik olduğu belirtilen çadırda işçiler yangına uykularında yakalandı.

İNŞAATTA YANGIN FACİASI / FOTO GALERİ

Yangın kısa sürede bitişikteki 2 çadıra daha sıçradı. Alevler, bez çadırların tamamını sardı ve işçilerden bazıları yanarak bazıları da dumandan zehirlenerek yaşamını yitirdi. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda itfaiye ekibi ve ambulans gönderildi.

YANGIN ANI BÖYLE GÖRÜNTÜLENDİ / WEB TV

Yangını söndüren itfaiye ekipleri, tamamen yanan çadırlarda ilk olarak 11 işçinin cesedine ulaştı. AVM inşatında çalışan bir işçi, çadırların 15’er kişilik olduğunu ve şantiye alanında 100’e yakın işçi bulunduğunu söyledi.

İşçilerden çoğunun Sivas ve Ordu’dan geldiğini belirten işçi, “Çadırlar elektrik sobasıyla ısınıyordu. Yangın büyük ihtimalle sobadan çıktı. Yanan çadırda kimler vardı bilmiyorum. Benim Ahmet Yağal adlı arkadaşım kayıp. Ona ulaşmaya çalışıyorum” dedi. Olay yerine gelerek inceleme yapan Esenyurt Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu, yangının çadırın mutfak bölümünden başladığının tespit edildiğini söyledi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı,  İstanbul Esenyurt’ta meydana gelen ve 11 işçinin yaşamını yitirdiği yangınla  ilgili inceleme başlattı.Bakanlık yetkililerinden alınan bilgiye göre, yangınla  ilgili “hem sosyal güvenlik ve rehberlik bakımından hem de iş teftişi  bakımından” inceleme başlatıldı.Konuyla ilgili görevlendirilen müfettişler, inceleme yapmak üzere olay  yerine gönderildi.

Sarı kartı bilerek gördü

 

"Sarı kartı bilerek gördü"

Maçın hakemi Tolga Özkalfa, Alex’in bilerek sarı kart gördüğünü açık bir şekilde kenara söylüyor. PFDK hakemlerin savunmasını mutlaka alacaktır. Madde 38: Müteakip müsabakalardaki ceza durumunu düşünerek bilinçli olarak sarı kart veya kırmızı kart gören futbolcuya 2 müsabakadan men cezası verilir.

FIFA kokartlı eski hakemlerimizden Selçuk  Dereli, Milliyet Gazetesi’ndeki dünkü yazısında ve  twitter’da ortaya attığı bir iddia ile yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi:
- Az önce F.Bahçe-G.Birliği maçını tekrar izledim. Hakem Tolga Özkalfa, Alex’in bilerek sarı kart gördüğünü açık bir şekilde kenara söylüyor.
Dereli bu mesajın hemen ardından da şunları yazdı;
- PFDK (Profesyonel Disiplin Kurulu) hakemlerin savunmasını mutlaka alacaktır.
- Oyuncunun bilerek kart gördüğünü sadece ben değil maçın hakemi söylüyor kenara. İzlerseniz görürsünüz.
- Madde 38: Müteakip müsabakalardaki ceza durumunu düşünerek bilinçli olarak sarı kart veya kırmızı kart gören futbolcuya 2 müsabakadan men cezası verilir.
- Hakem eğer raporuna yazmadıysa bile, Disiplin Müfettişi raporu sevk ederken hem sarı karttan, hem de 38. maddeden sevk ediyorum diyebilir.

G.Saray derbisinde oynamayacak mı?

Dereli’nin bu ifadeleri üzerine maçın görüntülerini tekrar izledik.
Karşılaşmanın 61’inci dakikasında Kaptan Alex, Gençlerbirliği oyuncusu Aykut’la  girdiği bir diyalog sonrası kart görüyor.
Hakem Tolga Özkalfa, bu karta itiraz için kendisine doğru yönelen başta Emre Belözoğlu olmak üzere sarı lacivertli oyunculara “Bilerek gördü, bilerek gördü” diyor.
Hakem Tolga Özkalfa’nın Fenerbahçeli oyunculara söylediklerini raporuna yazıp yazmadığı belli değil.
Eğer raporuna yazdıysa bu sezon başında değişen kurallara göre, “Bir sonraki müsabakayı düşünerek kart gördüğü için” İki maç ceza alması gündemde.
Bu da Brezilyalı yıldızın Galatasaray derbisinde oynamaması anlamına geliyor.

Sınırdaki 6 isimden 3’ü temizledi

G.SARAY-F.BAHÇE MAÇI ÖNCESi BU OLAY KONUŞULUYOR

Hakem Özkalfa’nın bu hareketi, dudak okuma tekniği ile çözüldü. Özkalfa’nın bu olayı raporuna yazmadığı iddia edildi.

Fenerbahçe’de sarı kart sınırında olan 6 futbolcu vardı. Gençlerbirliği maçında Cristian, Alex ve Serdar Kesimal da sarı kart görüp cezalı duruma düştüler ve G.Saray maçı öncesi oynamama riskini ortadan kaldırdılar. Mehmet Topuz ve Gökhan Gönül kart görmediler. Orhan Şam ise bu maçta oynamadı.

Uilenberg uyarmıştı

DEVRE arası yapılan hakem seminerinwde bir konuşma yapan UEFA Hakem Komitesi Üyesi Jaap Uilenberg hakemlere, “Kasıtlı kart görmeye yönelik şüphe duyuyorsanız, bunu Disiplin Komitesi’ne ayrı bir raporla iletmeniz gerekiyor. Centilmenlik dışı bu davranışları kabul etmiyoruz” demişti.

38. madde ne diyor

BİLİNÇLİ KART GÖRME: Müteakip müsabakalardaki ceza durumunu düşünerek bilinçli olarak sarı veya kırmızı kart gören oyuncuya iki müsabakadan men cezası verilir.
Fener’in ve Alex’in itirazı var
Başka kulüp ya da futbolcu olsaydı kimse konuşmazdı

F.BAHÇE cephesinin ise itirazı var.
- Bekir sakat, bu bakımdan Serdar kesinlikle kadroda olmalıydı. Haftalardır deplasmanda maç kazanamıyoruz. Bu riski göze alır mıyız?
Alex de itiraz edenler arasında:
- Bu saçma iddia karşısında konuşmam bile. Bunu ortaya atanlar başka bir kulüp ve futbolcu olsaydı aynı yorumları yaparlar mıydı?

Mourinho ve iki Realli cezadan kurtulamamıştı/_np/8443/15998443.jpg

GEÇEN sezon Şampiyonlar Ligi’nde grup birincisi olarak çıkmayı garantileyen Real Madrid, bir üst turda kart sıkıntısı çekmemek için Ajax maçında ilginç bir yöntem uyguladı. 24 Kasım 2010’daki karşılaşmada teknik direktör Jose Mourinho’nun talimatı üzerine yedek kaleci Dudek, Casillas’a, “Xabi Alonso ve Sergio Ramos kırmızı kart görsün” mesajını iletti.  Alonso 86., Ramos da 90. dakikada ikinci sarıdan kırmızı kartı gördü. Centilmenliğe aykırı bu hareketlerin karşılığı olarak Mourinho, Xabi Alonso ve Sergio Ramos 1’er maç, Real Madrid Kulübü de 120 bin Euro para cezası aldı.

Galatasaray’da 4 tehlike var

FENERBAHÇE derbisi öncesi Galatasaray’da 4 önemli isim sarı kart tehdidi altında. Üçer sarı kartı bulunan Tomas Ujfalusi, Semih Kaya, Fernando Muslera ve Necati Ateş, bu akşamki Sivasspor maçında sarı kart görmeleri halinde cezalı duruma düşüp bir sonraki Gençlerbirliği karşılaşmasında forma giyemeyecek. Bu oyuncuların, iki hafta sonra oynanacak Fenerbahçe derbisine rahat çıkabilmek için Sivasspor maçında bilerek kart görüp görmeyecekleri merak konusu.

Ceza verirseniz CAS’a giderim!

“Bu futbolcular bilerek sarı kart gördü” diyenler namerttir! Onlar, futboldan anlamıyorlar. Onun için ceza kuruluna veremezler. Federasyon başkanı zaten “F.Bahçemiz” demiştir. Derler ki; “Eğer Ceza Kurulu’na verilirsek hakkımızı CAS’ta ararız.” Sonunda bu iş de sulandırılmalıdır. Bu kartların kasıtlı olduğuna karar vermek için eski hakemlerden (pardon artık onlar kalmadı) kurulu bir komite karar vermeli. Eğer karar verilemezse bu iş normal mahkemelere götürülmeli. En sonunda da ceza verilirse Danıştay’a götürülmelidir.
Not: Sekiz aydır şikede karar veremeyen Türk futbolu buna mı karar verecek. Güldürmeyin beni.

Anadolu Efes 65 – 74 Galatasaray

 

Efes'i devirdi lider oldu

BEKO Basketbol Ligi’nin 20. haftasında zirve mücadelesi veren Galatasaray Medical Park, Anadolu

Efes’i 74-65 yenmeyi başardı.

Beko Basketbol Ligi’nde Anadolu Efes’i 74-65 yenen Galatasaray Medical Park, rakibinden rövanşı aldı.

MAÇTAN KARELER

Ligin ilk devresinde iki takım arasında oynanan karşılaşmada rakibine 8 sayı farkla 69-61 yenilen sarı-kırmızılılar, bu akşam 9 sayı farkla kazanarak, normal sezon sonunda rakibiyle puan eşitliğinde sezonu rakibinin üstünde bitirmeyi garantiledi.

Son periyotta nefesleri kesen bir mücadele yaşanırken Galatasaray MP’nin ve  maçın en skorer ismi 18 sayı ile Shipp oldu. Andolu Efes’te ise Kerem Tunçeri 14 sayı ile takımının en skorer ismi oldu.

LİGİN GİZLİ LİDERİ

Anadolu Efes’i deplasmanda deviren Galatasaray MP bu sonuçla, ligde bir maç eksiğine rağmen Beşiktaş Milangaz ile aynı puana yükseldi. Galatasaray MP, eksik maçında yenilse bile alacağı 1 puan ile Beşiktaş Milangaz’ın önüne geçeceği için şu anda ligin gizli lideri konumunda bulunuyor.

BU SEZON DÖRDÜNCÜ RANDEVU

İki takım THY Avrupa Ligi Top 16’da grubunda da iki kez karşılaşmış,  ilk maçı Anadolu Efes 68-62’lik skorla kazanırken, ikinci maçı ise 64-56’lık skorla Galatasaray Medical Park kazanmıştı. Ligin ilk yarısında oynanan maçta ise sarı kırmızılılar, Anadolu Efes’e 69-61 yenilmişti.

MAHMUTİ TRİBÜNDE

Cezalı olan Galatasaray Medical Park Başantrenörü Oktay Mahmuti, karşılaşmayı saha kenarındaki koltuklardan izledi.Karşılaşmaya sarı-kırmızılı takımın başında antrenör Recep Şen çıktı.

ZOUROS LİGDEKİ İLK MAÇINI KAYBETTİ

Anadolu Efes’te Ufuk Sarıca’nın yerine başantrenörlüğe getirilen Yunan Ilias Zouros, Galatasaray Medical Park’a karşı Beko Basketbol Ligi’ndeki ilk maçına çıktı. Lacivert-beyazlı takım, Zouros yönetiminde çıktığı ilk resmi maçında THY Avrupa Ligi’nde Rusya‘nın CSKA Moskova ekibine 82-65 mağlup olmuştu. Yunanlı antrenör, böylece Anadolu Efes’in başında çıktığı 2 maçta da yenilgi aldı.

SALON: Abdi İpekçi
HAKEMLER: Erşan Kartal, Zafer Yılmaz, Halil Baldemir
ANADOLU EFES (65): Kerem Tunçeri 14 (4 ribaund- 4 asist), Cenk Akyol 7 (3 ribaund- 2 asist), Kerem Gönlüm 5 (7 ribaund- 1 asist), Esteban Batista 8 (5 ribaund- 1 asist), Sasha Vujacic 12, Dusko Savanovic 9 (5 ribaund), Sinan Güler 6 (4 ribaund- 2 asist), Oliver Lafayette 3 (3 ribaund), Stanko Barac 1
GALATASARAY MEDİCAL PARK (74): Josh Shipp 18 (3 ribaund- 1 asist), Jaka Lakovic 11 (4 ribaund- 3 asist), Göksenin Köksal 3 (1 ribaund), Caner Topaloğlu 3 (3 ribaund), Mert Shumpert 6 (1 asist), Luksa Andric 6 (11 ribaund), Furkan Aldemir 4 (4 ribaund- 2 asist), Jamon Lucas 16 (5 ribaund- 6 asist), Ender Arslan 2 (1 asist), Cevher Özer 3 (1 asist), Boris Savovic 2 (1 ribaund- 1 asist)

1. PERİYOT: 18-19
2. PERİYOT: 16-24
3. PERİYOT: 18-15
4. PERİYOT: 13-16

Zaman vicdan aşımı

 

Zaman vicdan aşımı

2 Temmuz 1993’te 37 kişinin Madımak Oteli’nde yakılmasına ilişkin süren ve ana davadan dosyası ayrılan 7 firari sanığın yargılandığı 19 yıllık dava, zamanaşımı riskiyle karşı karşıya.

Savcılığın 15 yıllık zamanaşımından düşme talebine 13 Mart’taki duruşmada cevap verecek olan Ankara 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi, Sivas’ta yapılan katliamı “insanlık suçu” olarak nitelemezse dava düşecek, dosya tamamen kapanacak.

SİVAS’ta 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nin yakılması ve 37 kişinin ölümüne ilişkin ana davadan dosyası ayrılan 7 firari sanığın yargılandığı, 19 yıllık davada skandallar zincirine şimdi de zamanaşımı riski eklendi. Sanıklardan öldükleri ortaya çıkan Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ dışındaki 5’ine de zamanaşımı piyangosu vuracak. Ankara 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi, savcının geçen duruşmada istediği 15 yıllık zamanaşımından düşme talebini 13 Mart’taki duruşmada görüşecek. Mahkeme Sivas’ta yaşananları “insanlık suçu” olarak nitelemezse, dava zamanaşımından düşecek. Böylece, 19 yıllık dosya tamamen kapanacak. Dava süreci şöyle: Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı, tüm aramalara rağmen bulunamayan olayın kilit ismi, dönemin Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak hakkında, 22 Temmuz 1993’te, TCK 146/1’den idamla, sanıklar Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca, Yılmaz Bağ ve Necmi Karaömeroğlu hakkında 16 Haziran 1994’te, TCK 146/3’ten 5-15 yıl hapisle dava açtı. Bu davalar Sivas ana davasından ayrı görüldü. Erçakmak dışındaki sanıklar uzun süre firari olarak arandıktan sonra yakalanarak ifadeleri alındı. Ancak Erçakmak yakalanamadı. Erçakmak’ın, Interpol kararıyla aranırken, Sivas’ta 10 Temmuz 2011’de gömüldüğü basına yansıdı.

Evlendi, ehliyet aldı



Erçakmak’ın, firari olarak aranırken, 27 Temmuz 1999’da Sivas Altınyayla Belediyesi’nde evlendiği, 22 Mayıs 1997’de askerlik görevine başladığı, ardından çocuğunu nüfusa kaydettirdiği ve 2000’de ehliyet aldığı ortaya çıktı. Sanıklardan Yılmaz Bağ’ın da katliamdan sadece 14 gün sonra, 16 Temmuz 1993’te, Sivas’ın Kangal ilçesinde düğün yaparak evlendiği de belirlendi. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü, 25 Aralık 2006’da ölen Bağ’ın nüfus kayıt örneğini 22 Temmuz 2011’deki duruşmadan önce mahkemeye gönderdi. Ancak Savcı Hakan Yüksel, Bağ’ın öldüğüne dair nüfus kayıt örneği gelmesine rağmen esas hakkındaki mütalaasında bu sanık için de zamanaşımı istedi.

Savcının mütalaası

6 Aralık’taki geçen duruşmada, Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel, firari Sivas sanıkları Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca, Yılmaz Bağ ve Necmi Karaömeroğlu’nun üzerlerine atılı eylemlerinin “Anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüse iştirak” suçu (TCK 146/3) olduğunu kaydetmişti. Savcı Yüksel, bu suça ilişkin olağanüstü zamanaşımı süresinin yasalar uyarınca 15 yıl olduğunu belirtmişti. Suç tarihinin 2 Temmuz 1993 olduğu dikkate alındığında 2 Temmuz 2008’de zamanaşımı süresinin dolduğunu belirten Yüksel, 6 sanığa açılan kamu davasının zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle düşmesine karar verilmesini istedi. Müşteki avukatları duruşmada savcılığın görüşüne karşı çıkıp, “Sivas’ta insanlığa karşı suçu işlendi. İnsanlığa karşı suçta zamanaşımı olmaz” savunması yaptı. Aynı duruşmada firari sanık Erçakmak’ın ölümünün ardından kimliğinin tespiti için yapılması kararlaştırılan DNA testinin, Erçakmak’ın kardeşleri ve annesi yerine, oğlu ve kan bağı bulunmayan eşinden DNA örneği alınarak gerçekleştirildiği de ortaya çıktı.

Adli Tıp’tan babalık testi

Mahkemeye ulaşan Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesi’nin 6 Ekim 2011 tarihli raporunda, gömülen kişiden alınan kan örnekleri ile Erçakmak’ın eşi Nuran Erçakmak ve oğlu Ergün Erçakmak’tan alınan DNA profillerinin karşılaştırıldığı belirtilerek, şöyle denildi: “Elde edilen sonuçlarla Cafer Erçakmak’ın Ergün Erçakmak için biyolojik babalığının reddedilmediği, babalık indeksinin 92320080,093 olarak hesaplandığı, Cafer Erçakmak’ın yüzde 99.99 ihtimalle Ergün Erçak-mak’ın biyolojik babası olabileceği tespit edildi.”

Bu gelişmeler üzerine mahkeme, DNA konusunda ek rapor alınıp alınmaması ve sanık Bağ ile ilgili yeniden mütalaa verilip verilmemesi konusunda değerlendirme yapmak üzere dosyanın savcılığa verilmesine karar vermişti. Duruşma 13 Mart’a ertelenmişti.

İnsanlık suçunda zamanaşımı olmaz

SİVAS davası müdahil avukatlarından Şenal Sarıhan şunları söyledi: “Sivas’ta yaşananlar insanlık suçudur. Mahkeme 13 Mart’ta, bu olayın, insanlığa karşı suç teşkil ettiği gerekçesiyle, zamanaşımı kurallarının uygulanamayacağını karara bağlamalıdır. Mahkemenin, halkın vicdanının verdiği kararla ve toplu katliamlar yaşanmaması için zaman aşımını kabul etmemesini istiyoruz.”

Yıl yıl ana dava

- Olay 2 Temmuz 1993’te: Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’a giden ve Madımak Otel’de kalan 37 aydın, sanatçı ve görevli yanarak veya dumandan boğularak yaşamını kaybetti.
- İlk karar 1994’te: 21 Ekim 1993’te başlayan davada 26 Aralık 1994’te karar verildi. 85 sanık 2-15 yıl arasında hapis cezaları aldı.
- Yargıtay’ın bozması 1997’de: Müdahil avukatlar, kararı Yargıtay’da temyiz etti. Yargıtay davayı bozdu. Yargılama yeniden yapıldı. 28 Kasım 1997’de açıklanan kararda, 33 sanık idam, 14 sanık değişik hapis cezaları aldı.
- İkinci bozma 1998’de: Yargıtay 24 Aralık 1998’de 33 idamı usulden bozdu. 16 Haziran 2000’de 33 sanık yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002’de idam kalktığı için cezalar müebbete çevrildi.
- 1999’da sanık sayısı 33’e indi: Geçen zamanda tahliyelerle sanık sayısı 33’e düştü. Olayın kilit ismi dönemin Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak ile 8 sanık firar etti.
- 10 Temmuz 2011: 10 Temmuz 2011’de sanıklardan Cafer Erçakmak’ın Sivas’ta kalp krizinden öldüğü ve Erçakmak’ın 18 yıldır Sivas’ta yaşadığı ortaya çıktı.
- 6 Ekim 2011: Firari Vahit Kaynar Almanya’dan Polonya’ya geçerken yakalandı. Kefaletle bırakıldı. Hâlâ Türkiye’ye iade edilmedi.

Kongo’da şiddetli patlamalar

Kongo’da şiddetli patlamalar: 206 ölü

Kongo'da 206 ölü

Kongo’nun başkenti Brazzaville’de yaşanan patlamalarda 206 kişi hayatını kaybetti. Bin 500′den fazla yaralı var.

Kongo’nun başkenti Brazzaville’de şiddetli patlamalar oldu.

AP’nin bildirdiğine göre patlamalarda en az 206 kişi öldü, çok daha fazla sayıda kişiyse yaralandı.

Hükümet sözcüsü Bienvenu Okyemi ise, ulusal radyodan yaptığı açıklamada, ölü sayısının resmi kaynaklara göre 146 olduğunu ama arama kurtarma çalışmalarına devam edildiğini bildirdi. Okyemi, yaralı sayısınınsa bin 500′ü geçtiğini söyledi.

Bir üst düzey askeri yetkili başkentteki bir silah deposunda çıkan yangın sonrasında patlama olduğunu söyledi, ancak ayrıntılı bilgi vermedi.

Görgü tanıkları ise patlama seslerinin kentin kuzey kesiminden geldiğini, patlamanın etkisiyle kentin merkezindeki evlerin kapılarının açıldığını anlattı.

Patlamalar yüzünden kuzeydeki sakinlerin kentin güneyine kaçtığı bildirildi.

El Cezire’nin haberinde de Brazzaville’de en az biri bir silah deposunda 3 şiddetli patlama olduğu belirtildi.

Görgü tanıkları, olay yerinin yakınındaki evlerin yıkıldığını belirtti.

Guns n’ Roses İstanbul’a geliyor

Guns n’ Roses İstanbul’a geliyor

Üçüncü kez İstanbul

Dünyaca ünlü Hard Rock grubu Guns n’ Roses üçüncü kez İstanbul’a geliyor.

Efsane grup, resmi sitelerinde yayınladıkları turne takvimine İstanbul‘u da ekledi. Konser takvimine göre İstanbul Açıkhava Festivali’nde sahne alacak grubun konseri 6 Temmuz’da gerçekleşecek.

Guns n’ Roses, daha önce 26 Mayıs 1993′te ve 12 Temmuz 2006′da birer konser için İstanbul‘a gelmişti.

Ahmedi out Laricani in

Ahmedi out Laricani in

İran’da önceki gün yapılan seçimlerin kazananı, dini lider Hamaney ve ona yakın muhafazakârların parlayan yıldızı Ali Laricani oldu. Karşı cephedeki Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, kız kardeşini bile parlamentoya sokamadı. “Boykotçu” muhalefet de bozguna uğradı.

İRAN Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, önceki gün yapılan parlamento seçimlerini kaybetti. Muhaliflerin boykotuna rağmen katılım geçen seçimi aşıp yüzde 68 oldu. Gayriresmi sonuçlara göre 290 üyeli İran Meclisi’nde dini lider Ayetullah Ali Hamaney’e yakın ve Ahmedinejad’a karşı olan muhafazakârlar en az 97  sandalye kazandı. Ahmedinejad karşıtı liberallerin de altı sandalyesi var. Geri kalan 86 yeni vekilden bir kısmı Ahmedinejad yanlılarından, bir kısmı da “merkez” cephesinden…

18 ay sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Ahmedinejad güç kaybetti. Laricani, kendi adaylığını koyduğu Kum kentinde çok yüksek bir oy alarak Meclis’e girmeyi garantiledi. Ahmedinejad’ın kamuoyu önündeki en büyük rakibi olan Laricani moral kazandı.  2013’te yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, üst üste iki dönem bu koltukta oturduğu için yeniden aday olma hakkı bulunmayan Ahmedinejad’ın planı, kendi kampından birini aday göstermekti. Laricani’nin, aynı seçimlerde Hamaney’in desteğiyle koltuğa talip olacağı konuşuluyordu.

Çifte bozgun

Ahmedinejad’ın yenilgisi, oranlar ve milletvekili sayısıyla da sınırlı değil. Zira ailenin memleketi Garmsar’da büyük bir iddiayla milletvekilliğine adaylığını koyan, Cumhurbaşkanı’nın kız kardeşi Pervin Ahmedinejad, Meclis’e girecek kadar oy alamadı.

Bir kuşak sonra Silivri de müze olacak

Silivri'de 3 koca yıl

Mustafa Balbay’ın cezaevinde üçüncü yılı doluyor bugün. 5 Mart 2009’da ikinci kez gözaltına alındığında Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi’ydi. Şimdiyse yazarlığının yanı sıra CHP İzmir milletvekili. Ama bu da onu ‘Silivri mahkûmu’ olmaktan kurtaramadı. ‘Hükümsüz’ bir cezanın infazını çekiyor cezaevinde. Duruşmada ayaküstü bağırarak aktardım sorularımı, sonra avukatları aracılığıyla sorular ekledim. Balbay da el yazısı notlarıyla yanıtladı

Gazeteciliğin ilk basamağı ve en son basamağı muhabirlik. Haber müdürlüğü, Ankara temsilciliği, köşe yazarlığı görevlerini hep bu anlayışla yaptım. Bu anlamda yüzlerce haber kaynağım oldu. Türkiye’nin gündemi neyse benim gündemim de oydu. Pek çok gazeteci gibi off the record görüşmeler de yaptım. Yazılmak ve yazılmamak üzere yaptığım görüşmelere ilişkin notların tümü aynı anda kopyalanıp yeniden üretilmiş. Hemen hiçbiri kendi görüşüm olmayan bu notlardan ‘terör faaliyeti’ üretildi. Her türlü mesleki eleştiriye açığım ama, “Bu notlar terör faaliyeti” diyen varsa sözüm şu: Bana ilk taşı hiç off the record görüşme yapmamış bir gazeteci atsın!

MESLEKTAŞLARI İÇİN YÜRÜDÜLER – HABER

GÖKDELENDEN ATILDIM

Tutukluluğumun dördüncü yılına giriyorum. Söylemeye dilim varmıyor ama bu süreçte içimdeki en büyük yara hukuka inancımın sarsılması. Silivri yargılamalarında o kadar çok hukuksuzluk var ki… En kötüsü de, bu duruma alışıldı. Türkiye tarihindeki siyasi davalara bakın: Bugün hangisine “Hukuki bir yargılamaydı” denilebiliyor? Hiçbirine… İşte Silivri de öyle olacak. Bugünün gerçeklerine bakmaktan çok, geçmişin yasını tutmayı seviyoruz. Bir kuşak sonra Silivri Müzesi bambaşka şeyler anlatacak. İnfaz sistemimize göre dört yıl hapis 10 yıllık cezaya karşılık geliyor. Bu ucu açık yargılamanın, iddianamesi, delili, klasörü bir yana tek gerçeği var: Cezaya dönüşen tutukluluk.

Başbakan dört aylık hapishane yaşamını her fırsatta dile getiriyor. Bunu hukuksuzluk, yargının siyasallaşması ve büyük haksızlık olarak anlatıyor. Bense seçim bölgesinde oyların yüzde 50’sini almış bir milletvekili olarak tutukluluğun dördüncü yılına giriyorum. Başbakan, kaldığı Pınarhisar Cezaevi’nde koğuşunu, koğuş arkadaşlarını kendisi seçti. 30 bin kişinin ziyaretine izin verildi. Bense tecritteyim. Demek ki damdan düşenin halini damdan düşen anlamıyormuş. Damdan düşen, bu yolla fazla zarar görülmediğini bildiği için gökdelenden atmak istiyormuş.

İNTİKAM

Nefret duygum yok aldığım ders çok

Bütün yaşadıklarıma karşın içimde pozitif bir enerji var. Yakın geleceğin belirsizliğine karşın ileride yapabileceğim çok şey var duygusuyla doluyum. Arada bir kendimi tartıyorum; herhangi bir intikam ya da nefret duygusu yok. “Sahiden mi, hiç mi yok?” diye soruyorum kendime ama gerçekten yok. İnsan böyle bir duyguya kapılırsa, yaşamını tümüyle ona göre şekillendirir. Daha doğrusu yaşamını bu duygular yönlendirmeye başlar. Oysa başka hayallerim var. Yıllar önce Hiroşima’da Atom Bombası Müzesi’ni gezerken orada görevli gence, “Amerikalılara düşman mısın” diye sorduğumda şu yanıtı almıştım: “Hayır, ülkelere değil, savaşa düşmanım.”

ZAMAN KAVRAMI

Cezaevinde gecenin saati yok

Hapiste nasıl zaman dilimleri farklı işliyorsa, gece gündüz kavramları da değişiyor. Bazı geceler bir kitap sarıyor seni. Zaman senin… Sabah 08.00 sayımından sonra da uyuyabilirsin. O zaman oku sabaha kadar; ışıl ışıl olsun için dışın. Bazı sabahlar bütün duygular toplu ziyarete geliyor. Hasret zaten hep yatağın dibinde, kapının önünde. Belirsizlik Esenboğa sisi gibi. Kendini beş adıma 14 adımlık havalandırmaya atarsın. Bir bakmışsın hüzün yağıyor. Tepede güneş parlasa bile gecedir. Böylesi zamanlarda ille de gündüze zıplamak için zorlamam kendimi. Bilirim ki yaşam sevincimi, yaşama bağlanma duygumu besleyen her şey çok az sonra birdir bir oynayarak gelecek.

YALNIZLIK

Ateşi tutmayı buzu yutmayı öğrendim

Yalnızlık, göreceli bir kavram. İnsan yüzlerce kişinin arasında da kendisini yalnız hissedebilir. Hapiste yalnızlıksa adeta elle dokunulur ve oturulup muhatap olunur bir kimliğe bürünüyor. Nâzım Hikmet’lerden, Aziz Nesin’lerden süre gelen hapishane edebiyatının başlıca pınarı koğuş yaşamı, öteki koğuştakilerle kurulan bağlar. Silivri’de bize yönelik tam bir yalnızlaştırma uygulaması var. Üç yılı dolan tutukluğumun ilk bir buçuk ayını ve son bir yılını tek başıma geçirdim. Yalnızlıkla birlikte insan olağanüstü iç yolculuklara çıkıyor. İnsanın vücut kimyasındaki değişimin ışık hızından daha çabuk olabildiğini böyle öğrendim. Hapishane bana ateşi tutmayı, buzu yutmayı öğretti. Yalnızlık da perdeleri kaldırıp her şeyi olduğu gibi görmemi sağladı; vefalı, gerçekçi, acımasız bir dost oldu.

ÇOCUKLUĞUM

İlk oyuncağım Türkçe’ydi

1960′ta Toroslar’ın eteğinde güzel bir kasabada doğdum. Burdur’un Yeşilova ilçesi Güney kasabası. Salda Gölü’nün az ötesinde bir tepenin eteğinde kuruluydu. Radyodan dinlediğim şarkıların sözlerini evimizin önünden geçenlere, komşularımıza göre değiştirmeye başladım. Kahkahalarla gülen, arada bozulanlar olurdu. Her tepki beni keyiflendirirdi. Sözcükler benim için bugünün yap-boz oyunu gibiydi. Bilinçli kullandığım ilk oyuncağım Türkçe’ydi diyebilirim. Çocukluğumdaki o alışkanlık gazetecilik tarzımın bir parçası oldu.

SEYAHAT

Babamın şoförlüğü beni gezgin yaptı

Babam mesleğini çok severek yapan bir kamyon şoförüydü. Gittiği yerleri ballandıra ballandıra anlatırdı. Yaz tatillerinde kardeşim Suat’la dönüşümlü olarak babamla seyahat ederdik. Böylece bende yeni yerler görme aşkı yerleşti. Gazeteciliğimin yanına koşulları zorlayıp gezginliği de koydum. İnsan görmeden öğrenebilir ama görmeden sevemez. 80 kadar ülke gezdim. 26 kitabımdan sekizi gezi notları. Başlangıçta gezilerin beni bu kadar eğitip dolduracağını düşünmemiştim. Hapiste o gezileri tekrar yaşıyorum.

HAPİSHANE

Hasret aşkımızı çoğalttı

Hapiste her şeyin öyle ya da böyle çözümünü buldum. Beden ve beyin sağlığını korumak için mevcut durumu mutlak sayıp bir yaşama düzeni kurdum. Hiçbir duygunun beni sarıp sarmalamasına izin vermedim. Hasret hariç. Çocuklarımla birlikte ikinci bir ‘büyüme’ hayal etmiştim. Şimdi ayda bir kez bir saatlik açık görüş en büyük bayram. Hasret, eşim Gülşah ile aşkımızı çoğalttı. Kızım Yağmur her görüşte boyunun ne kadar uzadığını gösteriyor. Oğlum Deniz haftada bir 10 dakikalık telefon hakkının niçin daha uzun olmadığını anlamıyor.

SİYASET

Kalemimi bırakmadan CHP‘de olmak istiyorum

Gazeteciliği yaparken hep halkın içinde olmayı da istedim. Ankara gazeteciliği ağırlıkla kurumlarla muhatap olmayı gerektirir. Ben özellikle salon toplantılarıyla, kitap fuarlarıyla insanlarla yüz yüze gelmeye çalıştım. Bu konferanslarda bana, “Neden siyasete girmiyorsunuz” diye sorarlardı. Yanıtım şu olurdu: “Siyaseti önemsiyorum. Lütfen siz de siyasete girmeyi düşünün. Bu ülkenin iyi, işini seven gazetecilere de ihtiyacı var. Benim hayallerim Cumhuriyet’le, gazetecilikle…” Böylesine ağır bir siyasal saldırı beni siyasetin içine taşıdı. Kalemi bırakmadan CHP içinde de bütün enerjimle var olmak istiyorum. Bir Cumhuriyetim vardı, iki oldu. İkisinin de kökü, gücü ve sorunları birbirine benziyor.

CİNAYETLER

Terör saldırısına hazır, terörist suçlamasına hazır değildim

Abdi İpekçi öldürüldüğünde iletişim fakültesi ikinci sınıftaydım. O gün mesleğe ilgimde milim eksilme olmadı. Bunu, mesleğin bir gerçeği kabul ettim. Yıllar geçti. 1995’te Cumhuriyet’te Uğur Mumcu’nun sütununda yazmaya başladım. 1999’da gazetedeki oda komşum Ahmet Taner Kışlalı da, Mumcu gibi hain bir terör saldırısı sonucu katledildi. Yerini doldurmak değil, bayrağı yerde bırakmamak için sütununda yazdığım Mumcu ve yan yana çalıştığımız Kışlalı’nın katli, beni de benzer saldırıya hazırlıklı olmaya itmişti. Terör saldırısına uğramaya hazırdım ama terörist diye suçlanmaya hazır değildim. Ne yazık ki, ölüm ve hapis ülkemizde hâlâ gazetecinin meslek hastalığı. Bu hastalıkların 21. yüzyıla sıçramamasını isterdim.

HAYALİM

Duvarlarla kesilmeyen alanlarda koşmak istiyorum

“Çıkınca ilk yapmak istediğim” diye sıralayacağım o kadar çok şey var ki. Burada her yer beton ve demir. Sabah uyandıktan sonra gece yatana dek ayakkabı giymek zorundasın. Kışın hep botlayım. Ev sıcaklığını, ailemle evde olmayı özledim. Geçenlerde kızıma, çıkınca neler yapacağımızı, nerelere gideceğimizi sıralarken sözümü kesti, “Baba sen eve gel, karşımda otur yeter” dedi. Belli ki, evdekilerin de en büyük özlemi bu. Ankara’da Botanik Parkı’nda, Seğmenler Parkı’nda, ODTÜ Ormanı’nda ağaç dostlarım var. Çıkınca önümün duvarlarla kesilmediği o alanlarda koşmak istiyorum. Bir de yazı aramızda su katınca beyazlayan sofralarda sohbeti özledim.

“Hücrenin kapısı koridora, demir parmaklıklı tek penceresi de havalandırmaya açılıyor. Bakınca duvar ve gökyüzü göründüğü için ben ‘gökyüzü penceresi’ diyorum. İlk işim demir parmaklıkları saymak olmuştu. Tam 80 gözü vardı. Arada bir o gözlere tutunup gökyüzüne bakmak iyi geliyor. Silivri, Balkan ikliminin tam sınırıymış. Bulutlar çok hızlı hareket ediyor. İçinden ne geçiyorsa bulutlar ona benziyor…

Lütfen geri çekin

 

Grizu patlaması gibi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hükümetin çocuklar üzerinden siyaseti alışkanlık haline getirdiğini ileri sürerek, “Lütfen Milli Eğitim Bakanlığı bu tasarıyı geri çeksin” dedi.

Kılıçdaroğlu, dün CHP Meclis Grubu tarafından düzenlenen ‘4+4+4 eğitim’ konulu toplantı öncesinde şunları söyledi:

Pozantı grizu patlaması gibi
Türkiye’de hükümetin şöyle bir çalışma tarzı var: Riski hatırlatırsınız, burada bir risk var dersiniz. Hükümet kulaklarını tıkar. Risk oluşur, insanlar sorunlarla karşılaşırlar, bedenen de ruhen de ciddi sorunlar yaşanır. O sorunlar yaşandıktan sonra hükümet soruna el atar. Ama geriye dönülüp, bu sorunun nasıl tamir edileceğini kimse düşünmez. Bu grizu patlamasında da böyledir, Pozantı’daki olayda da böyledir. 2 yıl önce dilekçeler verilmiştir. 2 yıldır ne yapıyor Adalet Bakanlığı? O çocuklar bizim çocuklarımız. O çocukları topluma kazandırmak lazım. Eğer topluma kazandırmazsanız, onların geleceğini karartırsınız. Toplumun geleceği güvence altında olmamış olur. Adalet Bakanlığı bu konuda gecikti.
4+4+4 ne bilen yok
Çocuklarımızın nasıl yetişmesi gerekir, bununla ilgili olarak pedagogların, bilim insanlarının, eğitimcilerin görüş bildirmesi lazım, çünkü bu konunun uzmanı onlar. Nasıl bir ameliyathaneye cerrah girer, siyasetçi girmezse, milli eğitim konusu da böyledir. Bütün medya mensubu arkadaşlarımdan, televizyon yöneticilerinden rica ediyorum. Halka ‘Yeni getirilen eğitim sisteminden sizin bilginiz var mı?’ diye sorsunlar. Çocuklarınız eğitilecek, 4+4+4 ne anlama geliyor bilen yok. Lütfen Milli Eğitim Bakanlığı bu tasarıyı geri çeksin. Oturulsun, konuşulsun. Üniversiteler, eğitimciler, sivil toplum kuruluşları bu konuda fikirlerini söylesin. Tasarı olgunlaştırılsın, parlamentoya gelsin.
Çocuklar üzerinden siyaset
Bizim çocuklarımızın zeka düzeyinde bir sorun mu var? Hayır böyle bir sorun yok. O zaman sormamız gerekir, bizim çocuklarımız neden sondan 2’nci de, Finlandiya 1’inci. Önündeki tek engel, kısır siyasetçilerin eğitim konusunu dikkate almamaları, çocuklar üzerinden siyaset yapmayı alışkanlık haline getirmeleri.
Fezleke bir utanç belgesi
Hakkımdaki fezleke demokrasi açısından bir utanç belgesidir. Ana muhalefet partisine ‘Sen belli konularda düşüncelerini söyleme, kamuoyuyla paylaşma’ deme fezlekesidir. Demokrasinin temeline dinamit koyma fezlekesidir. Siyasi otoritenin bilgisi ve algısı doğrultusunda hazırlanan bir fezlekedir. Çünkü o fezleke sonucunda Sayın Başbakan’ın söylediği bir laf var ‘Olması gereken oldu.’ Yani ‘Oh oldu’ Buradan Sayın Başbakan’a çağrı yapıyorum. Madem olması gereken oldu, gereğini yapın dokunulmazlığımı kaldırın.

Beşik uleması

 

İkisi de OTDÜ diplomalı

Sizce bebeğiniz Türkçe hakkında ne biliyor? Sizden duyduğu kelimeleri nasıl öğreniyor? Peki ana dilini yabancı bir dilden ayırt etmeye ne zaman başlıyor?

ODTÜ bünyesindeki Bilişsel Bebek Araştırmaları Merkezi (BeBeM) işte bütün bu sorulara yanıt arıyor. Yaşını bile doldurmamış bebekleri inceleyen Türkiye’deki ilk merkez BeBeM, 15 dakikalık çalışma sonrasında bebeklere ODTÜ damgalı ‘Bilim Bebek’ diploması veriyor

Soğuk ve karlı bir günde İstanbul‘dan Ankara‘ya doğru yola çıkıyoruz. Hedefimiz ODTÜ Enformatik Enstitüsü içinde bulunan BeBeM. Burada açılan Bebek Laboratuvarı’nda yapılan araştırmanın ayrıntılarını öğrenmek için çıktığımız yolda, anlaşılmaz kelimelerle konuşan insanların yaptığı sıkıcı bir işle karşılaşma olasılığı var aklımızda. Oysa merkeze adımımızı attığımız anda bizi karşılayan bebek kahkahaları ve büyük bir içtenlikle bizi buyur eden genç ekip, bütün önyargılarımızı kırıyor. Koridorda anneleriyle bekleyen bebekler henüz altı aylık. Annelerin yüzlerinden bilimsel bir çalışmaya katkı yapacak olmanın hevesi okunuyor. Tabii bir de bebeklerinin ODTÜ gibi önemli bir üniversiteden ilk diplomalarını almalarının heyecanı…

ODTÜ-BeBeM, Yrd. Doç. Dr. Annette Hohenberger ve Bilişsel Bilimler Programı’ndaki öğrencileri tarafından 2006′da kurulmuş. Merkezin amacı, 0-2 yaş arası bebeklerin dilsel ve zihinsel gelişimini incelemek. Bebeklerin anadilleri olan Türkçe’ye özgü ses özelliklerini ne zaman ayırt etmeye başladıklarını belirlemek için çalışan ekip beş kişiden oluşuyor. Başka dillerde bulunmayan ünlü uyumu ve sözcük vurgusunun bebekler tarafından nasıl algılandığını anlamak isteyen uzmanlar önce altı aylık bebeklerle çalışıyor. Bu bebekler 10 aylık olduklarında bir kez daha merkeze getiriliyor ve yapılan vurgu çalışmasıyla nasıl bir gelişim içinde oldukları ölçülüyor.

Sadece 15 dakika süren çalışma sırasında bebek, annesinin kucağında oturup bir dizi sözcük dinliyor. Bu sözcüklerin bir kısmı ünlü uyumuna uygun, bir kısmıysa değil. Bebeğin hangi sözcük grubuna daha uzun süre dikkat ettiği baş hareketlerine bakılarak ölçülüyor ve böylece ünlü uyumunu fark edip etmediği belirleniyor. Araştırmaya katılan bebeklerin dilsel ve işitsel gelişimiyle ilgili aileleri bilgilendiren ekip, bebeklerinin dil gelişimine olumlu katkı sağlayacak öneriler de sunuyor.

BEŞİK ULEMASI NEYDİ/_np/7337/15987337.jpg

Osmanlı İmparatorluğu döneminde daha yeni doğmuş çocuklara bile müderrislik unvanı verilirdi. Bu uygulama bugün imparatorluğun eğitim sisteminin zayıf noktası olarak görülüyor.

ARKA BAHÇE GÖBEK BAĞI DOLDU

Altı yıldır Türkiye’de yaşayan Yrd. Doç. Dr. Annette Hohenberger merkezin koordinatörü ve yapılan çalışmayla ilgili çok heyecanlı. Uzun yıllar Frankfurt Üniversitesi’nde görev aldıktan sonra Münih Üniversitesi’nde bir bebek laboratuvarında araştırma yapan Hohenberger, Türkiye’de de benzer bir laboratuvar açabilmek için çok uğraşmış: “Bir buçuk yıl önce TÜBİTAK projemizi onayladı ve 160 bin lira destek verdi. Geçen yıl ekim ayında çalışmalara başladık. Araştırmamız 2013′ün nisan ayında tamamlanacak. Ünlü uyumu dilde yaygın bir özellik değil. Türkçe dışında Fince ve birkaç Afrika dilinde var. Bu çalışma da aslında bizim bebeğimiz. Bir Alman olarak Türkçe üzerine çalışmam insanlara ilginç geliyor. Çok özel bir diliniz var ama aynı zamanda çok da zor bir dil. Yıllardır öğrenmeye çalışıyorum ama hala çok iyi konuşamıyorum.”

Merkezde danışmanlık yapan Klinik Çocuk Psikoloğu Başak Alpas Elbek ise Ankara Üniversitesi’nden. Almanya’daki Potsdam Üniversitesi’nde doktora yapan Elbek, yabancı uzmanların Türk öğrencilerle Türkçe üzerine çalışmak için can attığını anlatıyor: “Türkçe özellikleri itibariyle çok ilginç. Maalesef Türkiye’de bu konuda çok az araştırma var. Hele bebeklerle ilgili hiç araştırma yapılmıyor. Bu merkez, bu sebeple çok önemli. Burası olmasaydı Almanya’daki Türk çocuklarla çalışmak zorunda kalacaktım. Ailelerden katılım bekliyoruz. Ailelere bebeklerinin göbek bağlarını getirmelerini söylüyoruz. Malum, herkes çocuğu ODTÜ’de okusun istiyor. Onlara ‘Getirin, gömelim’ diyoruz. Bahçede bir ağacımız var; kazsanız dibini, göbek bağı cenneti.”

ORGAN MAFYASI SANIYORLAR

Merkezde çalışan Dr. Aslı Altan doktorasını bebeklerde dil edinimi üzerine yapmış bir uzman. Altan, araştırmaya dair en zorlandıkları konunun katılımcı bebek bulmak olduğunu söylüyor: “Ankara Üniversitesi Hastanesi’nde gerçekleşen doğumların listesini alıp, bebeği altı aylık olan ailelere telefon ediyoruz. İsteyene broşür yolluyoruz. Sağlıklı bir veri elde edebilmemiz için çalışmaya en az 70 bebeğin katılması gerekiyor. Şu ana kadar 24 bebek katıldı. Daha önce buna benzer çalışmalar 2 yaşında ve konuşan çocuklarla yapılmış. Aileleri ikna etmek için akla karayı seçiyoruz. Bütçemiz kısıtlı olduğu için büyük hediyeler veremiyoruz katılımcılara. Öyle ilginç şeyler yaşadım ki… Organ mafyası sananlar, çocuğuna elektrik vereceğimiz endişesi taşıyanlar…”

Ekibin tek erkek üyesi Utku Kaya, Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde doktora öğrencisi. Teknik ekipmanlardan sorumlu olan Kaya, deney sırasında ses kaydını bebeğe dinletiyor. Çalışma sırasında dikkati dağılan bebekleri tekrar sözcüklere odaklamayı sağlamak görevinin başında yer alıyor.

Doktora Öğrencisi Gözde Bahadır ise bebeklere dinletilen sözcük ve hikayeleri seslendiren kişi. Bebeklerin hoşuna gidecek bir tonla konuşmaya dikkat eden Bahadır saatlerce kayıt yaptıklarını anlatıyor. Bahadır’a göre bebeğin dille kurduğu ilişki ilk kelimeleri telaffuz etmesinden çok daha önce başlıyor: “Yetişkinlerin ikinci bir dil öğrenmek için ne kadar uğraştığına bakınca bebeğin anadilini öğrenme süreci çok etkileyici. Daha doğru dürüst başka hiçbir şey yapamayan bir bebek, 2 yaşında mükemmel konuşuyor. Bu çok önemli bir nokta. İnanıyoruz ki bu değerli araştırmamız uluslararası literatüre de geçecek.”

BİLİME KATKI YAPTIK DİPLOMAYI KAPTIK

Bebeği araştırmaya katılan annelerden biri olan Feyza Saltan sadece bebeğini merkeze getirmekle kalmamış, araştırmanın gönüllü sözcüsü de olmuş: “ODTÜ’de Yabancı Diller Meslek Yüksek Okulu’nda öğretim görevlisiyim. Bu projeyi bir mail grubundan duydum. Farklı annelik gruplarına üyeyim. O gruplarda da duyurdum bu çalışmayı. Mutluyum çünkü hem bilime katkı sağladık hem de diplomayı kaptık.”

BEBEKTE ARANAN ÖZELLİKLER

* Dokuz aylık normal gebelik sonucunda doğmuş olması

* Sadece Türkçe konuşulan bir ortamda büyümesi

* 6 aylık (± 8 gün) olması